Oğuz Kağan Destanını Yeniden Uyarlama
OĞUZ KAĞAN VE GERGEDAN
Oğuz Kağan’ın yurdundaki ormanda, büyük, devasa ve korkunç bir gergedan yaşardı. Halkın korktuğu bu gergedan, korkunç boynuzları ve devasa gücüyle herkesin üstüne geliyordu; halkı korkutup endişeye sürüklüyordu. Kimse bu heybetli gergedanı alt edememişti.
Bir gün Oğuz Kağan cesaretini topladı:
“Şu gergedanı bir de ben göreyim. Beni görünce kesin korkup kaçar bir mağaraya!”
Kendisinin iri ve kuvvetli yapısına güvenen Oğuz Kağan, ne plan yapmıştı ne de yanına birini almıştı. Bir süre sonra ormana vardı ve gergedanı aramaya başladı. Yarım saat sonra çalılardan bir ses duydu. Yavaşça yaklaştı ve bir anda çalıdan bir tavşan zıpladı. Oğuz Kağan gülerek:
“Bak sen, şu canavara ne kadar da korkunçmuş!”
diye dalga geçti.
Tam alay ederek evine dönerken, bir anda gergedan önüne çıktı ve kovalamaya başladı. Gergedanı görünce korku ve şaşkınlıkla Oğuz Kağan da koşmaya başladı. Kovalamaca devam ederken bir mağaraya sığındı. Gergedan da mağaranın başında beklemeye başladı. Saatler geçiyordu; ne gergedan gidiyordu ne de Oğuz Kağan mağaradan çıkabiliyordu.
Akşam olmuştu. Oğuz Kağan’ın oğulları, babalarını merak etmiş olacaklar ki mağaraya gelmişlerdi. Oğuz Kağan onları görünce çok sevindi. Oğullarından biri çevik, biri güçlü, bir diğeri de zekiydi. Üçü bir plan yapıp gergedanı öldürdüler ve babalarını kurtardılar. Hepsi mutlu mesut yurtlarına geri döndüler.
O günden sonra Oğuz Kağan iki şeyi çok iyi anladı:
- Hiçbir şeyi hafife almaması gerektiğini.
- Gücün her zaman tek başına yeterli olmadığını; birlik ve aklın en büyük güç olduğunu.
Ceylin Naz Demir
10-D no:890
Yorumlar
Yorum Gönder